İncir çekirdeğini doldurmayacak yazılar

IMAX’te Interstellar keyfi

yildizlararasi-interstellar

15 gün önce İstanbul’da idim. Madem İstanbul’a gelmişim ve “sinemada izlenecek” olarak işaretlediğim film Interstellar var o zaman IMAX‘te izleyeyim dedim. Nitekim ilk kez IMAX’te film izleyecektim. Hem Nolan’in bir filmi hem de IMAX için heyecenlı bir şekilde Akasya Acıbadem AVM’nin yolunu tuttum. Film ve IMAX bende beklediğim etkiyi yaratmadı desem yeridir. Ancak kesinlikle sinemada izlenmesi gereken bir film. Bir başyapıt değil belki ancak güzel vakit geçirten bir film. Eğer tekrar izlesem IMAX’te izler miyim? Hayır, normal bir sinema salonunda da aynı keyfi alabileceğimi düşünüyorum. IMAX’in iki bilet 47 TL’den hariç bir espirisini de görmedim.

Sonbahar Filmi

99″ televizyonumu  yeni almıştım. Bilgisayar yok. Arkadaştan VCD player almışım. Sidiciden de bir kaç adet film. Zamanın popüler filmleri ve Sonbahar Filmi’ni. Garip, soğuk ve kasvetli bir pazar günü idi. Yalnız hafta tatillerimden sadece biri. Film izleyeyim bari dedim. O soğuk ve kasvetli günde, zemin katta oturduğum evde filmi izlemeye başladım. Sanırım (I think) filmden zevk almam için gereken tüm etkenler mevcuttu. Öyle de oldu, izlediğim filmler arasında konusu, müziği ve karpostallık görüntüleri ile beni benden alan bir filmdi Sonbahar.

sonbahar-5

Başkalarının Hayatı mı? Risk!

das-leben
Alman sinemasına, Almancaya ve II. Dünya Savaşı’na ilgim var. Enver Paşamıyım neyim bilemedim. Ancak bu ilgi beni bir çok Alman temalı film izlemeye gark etti. Nitekim bir çoğunu da bloğumda paylaştım. Örnek olarak burada kaleme aldığım  Das Boot  ve La Vita a Bella‘yı verebilirim. Sanırım Başkalarının Hayatı orijinal adı ile Das Leben der Andersen bu blogta bahsettiğim üçüncü film olsa gerek. Film Doğu ve Batı Almanya arasındaki yaşamdan kesitler sunmakta ve fikirler vermekte. Başkalarının hayatı için kendi kariyerini ve hayatını tehlikeye atan adamımız karizmatik bir rol kesiyor.

Nueve Reinas – Dokuz Kraliçe

darin

El Secreto De Sus Ojos  filmini izledikten sonra damağımda değişik bir tat kaldığını inkar edemem. Bu sebepten ötürü uzun zamandır Ricardo Darin’in diğer bir filmi Nueve Reinas’ı listeme eklemiştim. Üçkağıt, dolandırılmak, soygun temalı film idare eder diyebilirim. İzlemek zaman kaybı değil, asla. Arjantin sinemasının güzide örneklerinden.

Welcome to Dongmakgol – Hoş bir seda

donkmakol2

Uzun zaman oldu izleyeli. Ancak aklıma takılınca hâlâ bir gülümseme beliriyor yüzümde ve değişik bir tat alıyorum. Çok değişik bir Kore sineması örneği daha. Konu çoğu zamanki gibi Güney-Kuzey Kore ilişkileri ile ilgili. Film baştan sona muhteşem bir akıcılıkta ilerliyor ve görsel olarak insanı büyülemesi işten bile değil. Dünyadan izole bu köyde olup bitenler gerçekten çok hoş. Üç kutuplu bir savaş.

Dilara Gönder – Denizaltı – Das Boot

Başlıkla yazacağım yazının aslında pek alâkası yok. Bir kaç ay önce NTV’de Dilara Gönder’in Zor İşler adlı programını izlerken bedenimde bir acayip his uyandıran denizaltı gemilerine ilgim oluştu. Oradaki o klostrofobik ortamda o kadar zor işleri kısa zamanda ve kıstılı imkanlarla yapmak garibime ve hoşuma gitmişti. Hâl böyle olunca denizaltı temalı bir film izlemek kaçınılmaz olmuştu.

İkinci dünya savaşı her zaman ilgimi çekmiştir. Buna bir de denizaltı ile ilgili film izleme isteği eklenince adresim hiç şaşmadan 1981 yapımı Das Boot. Bu kaçınılmaz bir hedef. Denizaltı ve bir savaş bundan daha güzel anlatılmaz sanırım. 3,5 saatlik filmin neredeyse tamamı denizaltında geçiyor. Oyunculardaki müthiş masumiyet ve gözlerindeki her daim korku, filmi izlenesi kılıyor. Konu denizaltı olunca ve WW2 de eklenince benim için tadından yenmez bir ziyafete dönüştü. Filmdeki adamım ise tabiki çarkçıbaşı Fritz Grade.

Das-boot

das_boot03

Boktan bir film daha: SAFE

Bu film hakkında yazı yazmaya bile değmez ama ben yine de yazacağım. Hasbelkader yukarıda afişi olan filme sinemada gitmiş bulundum. Jason Statham’ın filminden beklediğim, ortalama düzeyde bir konusu olan zevkli bir aksiyon filmi idi. Beklentilerim fazla büyük değildi yani. Ama film tam tamına bir rezalet idi. Nerde başladı, nasıl bitti, neden bitti, nasıl gelişti hepsi saçma sapan bir muamma. 10 TL’den 20 TL’miz filme gitti. Bırak 20 TL’yi üste para verseler bu film izlenmez. Aynı duruma Düşmanı Koru filminde düşmüştüm. Ama yine onun bir konusu ve bir akıcılığı var idi. Bu Safe öyle mi? Rezalet.

Filmlerim

Bu bloğu daha çok mekanik ve teknik konular hakkında yazılar yazmak için açmıştım. Ne hikmetse film eleştirmeni gibi sinema filmleri hakkında yazar oldum. Ne yalan söyleyim film izlemeyi çok seviyorum ve hatırı sayılır derecede film izlemişimdir. Bu blogta ise genellikle son izlediğim filmleri yazıyorum. Haliyle filmler çoğalınca bunlara birer index yapmak gerekiyor. E yapalım o zaman. Yaptığım index kendi puanlamama göre arkadaşlar. Kimse darılmasın gücenmesin ama tamamen şahsi bir listedir benimki. Bazı filmlerin içinde vermiş olduğum puanlar yazmakta. Bazılarını ise direkt belirtmedim. Gruplardaki sıralamalar da özenle oluşturulmuştur.

9-10 puan arası filmler
Dilara Gönder – Denizaltı – Das Boot
Shutter Island – Zindan Adası
La Vita e Bella
Masumiyet 

7-8 puanlı filmler
Temo & Te a mo (El secreto de sus ojos)
IMAX’te Interstellar keyfi
Mahsun’dan Mucize
Sonbahar
Drive: Sürücü
Into the Wild

Welcome to Dongmakgol – Hoş bir seda
3 idiots
The Hangover
Üçüncü sayfa by Demirkubuz
Başkalarının Hayatı
Die Falscher
Nueve Reinas – Dokuz Kraliçe

5-6 puanlı filmler
The Notebook
Çılgın, Aptal, Aşık
Fetih 1453: Ulubatlı Hasan
Bi’acayip film Kaybedenler Kulübü
Düşmanı Koru

3-4 puanlı filmler (film izlemeden küçük araştırmalar yaptığım için bu bölümde pek film bulunmamaktadır. Nitekim boşa harcayacak vaktimiz yok)
Yapma Özcan; Evim Sensin
İncir reçeli

1-2 puanlı filmler (film izlemeden küçük araştırmalar yaptığım için bu bölümde pek film bulunmamaktadır. Nitekim boşa harcayacak vaktimiz yok)
Boktan bir film daha: SAFE

Düşmanı Koru

Dün akşam sinemadaydım. Aslına bakarsanız Fetih 1453 için gitmiştim ama, zamanım uymadığı için başka bir filme girmek zorunda kaldım diyebilirim. Nitekim 2,5 saat gibi boş bir zamanım vardı. Gişelere yanaştım, saat 18:33 Salon-1 de Fetih 1453 18:30’da başlamış. En yakın seans ise 19:20 seansı. Ben Heather Morris‘e benzeyen gişe görevlisine yaklaşıp;

Fetih 1453, 19:20 seansına bilet alabilir miyim.

diyor ve önümdeki ekranda boş koltukları görünce yutkunuyorum. Çünkü sadece en ön sıranın ortası ve bir arka sıranın en baş koltuğu boş. Yok yok burada izlenmez bu film diye geçiriyorum içimden. Düşünüyorum ve aklıma 18:30 seansı geliyor. Onda yer var mı diye sorduğum sorunun ardından gelen cevapla, hayır hayır bu soruyu hiç sormadım kabul et, diyorum Morris’e. Az biraz daha düşünürken Morris,

Morris- Beyfendi, rezervasyonlar düştü, bir sürü boş yer açıldı, bakın bu yeşil koltukları seçebilirsiniz.
Ben- O zaman E9 olsun.
M- Tamam ayırıyorum.
B- Olur, şey, film kaç dakika sürüyor.
M- 3 saat sürüyor, 10:20’de çıkacaksınız filmden.
B- Dııııııııııııınnnnnnnn!!! Olmamalı. Aa çok geç. Benim 10’da başka bir yerde olmam lazım.
M- Gülüyor.

Bu gelişmelerin ardından gişelere bakarak ve 2,5 dakika düşündükten sonra Denzel Washington’un oynadığı Safe House (Düşmanı Koru) filmine girmeye karar verdim. En son bu şekilde bir durumla Gladiatör filmini izlemeye gitmişken, Random Hearts (Geçeğin Peşinde) filmine girerek karşılaşmıştım. Nihayetinde 2000 yılındaki gibi filmden çıktığımda memnun kalmadım bu alternatif filmden. Ama hangisi derseniz Safe House derim. Aksiyon, macera, bol patlamalı, çatlamalı film seviyorsanız Safe Hosue kaçırmayın. Filme puanıma gelince 10 üzerinden 5 diyebilirim.