İncir çekirdeğini doldurmayacak yazılar

           

Hay aksi

Aylardan sanırım Şubat. Soğuk bir İstanbul günü. İstanbul’un ücra köşelerinden Hadımköydeyim. Şantiyede akşama kadar soğuğu yemişim. Ama ne soğuk, adamın burnunun direği sızlar. Ellerim dışarıda olması lazım. Olsun bu da geçer.

Günlerden Cumartesi. Haftada 6 gün çalışılan köle düzenindeyiz yine. Vakit akşam üzeri. 15 dönüm şantiye üzerinde kimsecikler kalmamış gibi. Herkes havanın da etkisiyle biraz erken mi çıkmış ne. Her neyse artık ben de ekibi topluyorum. Şantiyenin dibinde Çetin var onu alayım bari. İnşaatın önündeyim. Ben üşüyorum ama çocuklar o soğukta buz gibi sandıkları, takımları şu yukarıdaki meretin bagajına taşıyorlar. Mereti oraya park edeli 30 dk olmuştur heralde. Neyse ki taşıma işi bitti. Gidebiliriz artık. Zaten hava kararacak birazdan. Gidelim de sıcak evimize kavuşalım bir an önce (2 saat gibi bir zaman)

O da ne? Sağ arka lastik bizim kadar dayanıklı değil. Soğuktan olmasa gerek yere yapışmış. Tüh, sırası mı şimdi? En az yarım saat ileriye atar bizi bu lastik. Siktir et be Çetin, stepnemiz var. Gülüşmeler. Amma velakin kriko yok! Ortam adamı, iyi usta, götveren kişilik Çetin. Hemen kayboluyor ortalıktan. Üşüyoruz be götveren demeden geliyor. Aradan 15 dakika geçmiş, elinde bir kriko. Helal be Çetin. Şak şak şak. Patlak lastik yerde stepne jantta, araba krikoda, havada. İndir be Çetin! İndiriyor. Araba iniyor, iniyor, iniyor, lastik de iniyor. Hep bir ağızdan hay amına koyayım patlak stepneyi arabaya koyanın. Bu arada hava soğuktu demiştim dimi? Ortalıkta ise kimsecikler olmadığını da söylemiştim heralde.

Ne yapağız derken, Çetin yine kayboluyor. 15 dakikaya programlanmış sanki götveren. Elinde bir pompa ile beliriveriyor. Stepneyi şişir, sonra insin, şişir, insin şişir 30 dakikada lastikçideyiz.

Yorum yazın