İncir çekirdeğini doldurmayacak yazılar


           

Toyota ekranı kullanımı, impossible!

En son şirket 2017 model otomatik vites bir EGEA verdikten 1 ay sonra emektar düldülümü, ALBEA’mı sattım. Yalan yok arabamdan oldukça memnundum. 1.2 motor benzinli, gitmez o yeah diyenler olmuştu ancak ralli, orff-road veya başka herhangi bir performans gerektiren etkinliğe katılmadığım için bir problem yaşamadım. Kliması, hidrolik direksiyonu ve en önemlisi otomatik oluşu işimi fazlası ile görüyordu. Üstelik bagajı geniş olması da işimi kolaylaştırıyordu. Araba ile 40 bin kilometre yapmışımdır. Dağa, yaylaya, yurtdışına bile gık demeden beni getiren ALBEA’ya buradan şükranlarımı tekrar sunuyorum. ALBEA iyi araba idin.

Herneyse en son işimi değiştirip, araç tahsis edilmeyen bir işe gönüllü olarak transfer olunca elimizdeki EGEA’dan da olduk. Tabiri caizse ortada dımdızlak kaldık. Araba yok. Bir araba almak lazım. Ne yapmalı? Hiç sevmediğim bir periyot oluyor bu araba almak (satmak da) mevzusu. Sahibinden.com, intercity2, DOD, ikinciyeni gibi siteler uğrak internet adreslerim olmuştu. Telefon elimden düşmez gece gündüz araba kovalar olmuştum. En sonunda fiziki olarak bakmak için intercity2’nin yerine taaaaaa Kurtköy’lere kadar gittim. Bir çok araç var hepsinin kapısı açık bakabiliyorsun. Araçlar güzel ancak hem kafama yatan bir araç bulamadım hem de intercity’nin kredi verememesi, işleri uzatmasından mütevellit araç almaya çok hevesli olmama rağmen alamadım.

Sonunda Ataşehir’de bir galeriden 2015 model Toyota Corolla aldım. Aslında burada değinmek isediğim aracın ekranı olacaktı. Yazıyı neden bu kadar uzattığımı anlamadım. Herneyse ekranı bu kadar kullanışsız olan bir araç daha önce galiba hiç görmedim. Aradan 4 ay geçmesine rağmen hala radyo istasyonu kaydetmeyi öğrenememiş olmak beni biraz kötü hissettiriyor. Nitekim koskoca Toyota mühendisleri bunu bu kadar zor ve anlamsız yapmış olamaz diye düşünüyorum. Acaba bende mi hata var. Ayrıca telefonu bluetooth ile bağladığımızda yaşanan senkron sorunu TRT’nin şampiyonlar ligi 2018 finali kadar olmasa da onunla yarışacak seviyede. 

2018 Hedeflerim

2017 yılı genel manada istediğim gibi sonuçlandı diyebilirim. Ancak belki bazı hedefler koymak gerekiyor insan hayatına. 2018 yılı için hedeflerim aşağıdaki gibi;

  • 24 adet Türkçe blog yazmak (0/24)
  • Will 6 English posts (0/6)
  • İngilizce 1 sınava başvuru yapmak ve girmek (0/1)
  • 2 yabancı ülkeye gitmek/gezmek (0/2)
  • 30 adet kitap okumak (4/30)
  • Pepino 3 adet F, 3 adet VP  (0/3, 1/3)
  • 5 adet meslek ile ilgili forum, söyleşi veya eğitime katılmak (1/5)
  • Haziran sonuna kadar 77 kg, yıl sonuna kadar 74 kg’a inmek. (28 Nisan 81kg)

Uzun bir aradan sonra

Merhaba günlük, yok yok merhaba blog. Oldukça uzun bir zamanın ardından tekrar yazı yazmak değişik bir duygu. Neredeyse iki yıl olmuş. Evet son yazı girdiğim tarih ile İstanbul’a taşındığım tarih neredeyse aynı. Ne demek oluyor bu? Demek ki İstanbul yazı yazmaya engel oluyor. Oldukça yoğun geçen dolu dolu 1,5 yıl. 

Bundan sonra daha sık yazmaya gayret göstereceğim. 

Dijitalleşme

Az önce aşağıdaki market insert ini incelerken sol altta görülen buz torbasına sağ elim gitti birden. Parmagimla resmin üzerine basmaya tam yelteniyorken bir dakika ne yapıyorum dedim ve kendime geldim. Bir an beynim bana baş ta başka açılardan fotoğraflar gör dedi. Ancak ne arar.

Evet herhalde 10 seneye kalmaz bu insertler tam dijitile geçmiş olur. Artık marketin önünden geçerken veya mahallede otomatik olarak telefonlara insert reklamlar gelir.

Osmanlı döneminde kompanzasyon

Merhaba Uzun bir aradan sonra bu yazılımı yazıyorum Osmanlı döneminde kompozisyon konusuna değinmek istediğim biraz siz de takdir edersiniz ki Osmanlı döneminde elektrik tüketimi oldukça yaygındır ve bu elektrik tüketimi yapılırken kompanzasyon sistemlerinde gerektiriyordu Çünkü Osmanlı döneminde ile endüktif yükler aşırı derecede fazla idi. Bu arada şunu da söylemeliyim ki bu yazıyı cep telefonundan yazdım ve hiçbir şekilde kalem kağıt ya da klavyeyi kullanmadım Sadece konuşarak yazdım.

Rahat kafa ile İstanbul

Kafamın çok rahat olduğu söylenemez ama umarsızca gezdim bu sefer İstanbul’da. Uçakla geldim, otobüse, metroya, tramvaya, Marmaraya, taksiye falan hepsine bindim. Rahat rahat, acele etmeden. Şahsi arabayla da gezdim. İstanbul kart ile de gezdim.

IMG05589-20160527-1629

Taksime gittim, Kızılkayalar’da ıslak hamburger yedim. Gümüşsuyu’ndan aşağı kaykılıp Vodafone Arena’nın yanından geçip daha önce hiç gitmediğim Dolmabahçe Sarayını ziyaret ettim. Rehber eşliğinde selamlık bölümünü gezdik. Kokoreç yedim, vapurla karşıya geçtim. Tüm bunları yaparken 1,5 kitap bitirdim. Güzel oldu, iyi de oldu tamam mı.

IMG05587-20160525-1834

IMG05583-20160525-1718

IMG05584-20160525-1718

Ümraniye’de arkadaşın yanına uğradım. Arabayı 2 dakika ya park ettim ya etmedim. Arabaya döndüğümde 2 adet kartvizit arabanın camında beni bekliyordu. Yorulduğumu ve masaja ihtiyacım olduğunu anlayan iyi niyetli vatandaşlar kartvizitlerini bırakmışlardı. Bu ince davranışlarından ötürü arkadaşları tebrik ederim ancak gidemedim. Reklam olmasın diye numaralarını sileyim.

IMG05588-20160527-1449

Güzel güzel ve rahat rahat gezmek ve kafa dağıtmanın ötesinde bu gezinin bana iki katkısı oldu. Birincisi; metroda, tramvayda, otobüste veya zaman buldukça Marmara Forum D&R Mağazası’ndan aldığım George Orwell “Hayvanlar Çiftliği” kitabını okumam oldu. 1984 adlı romanı okuduktan sonra uzun zamandır listemde olan bu kitabı okumak ilk kitabın ardından 5 sene sonraya nasip olmuştu.

hayvanlarciftligi

İkinci katkı ise şans eser Sirkeci’den tramvaya giderken denk geldiğim İş Bankası Müzesi oldu. Bir anda baktım müze ve kapıda “Eski zamanlarda bankacılık işleri nasıl yapılıyordu” diye bir soru cümlesi. Müze ve bu gibi teknolojik hadiselere meraklıyımdır. Hiç düşünmeden daldım içeri. Kapıdaki görevliye “Burası müze mi?” diye sordum. Evet cevabın alınca hemen üst kata çıktım ve 1 numaralı odadan başladım. Daha bir iki oda dolaşmadan İş Bankası ismini hemşehrim Hasan Saka‘nın verdiğini öğrendim. Hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim. Tüm eski tip mekanik hesap makinelerini, fotokopi makinelerini, zarf açacaklarını, tartıları gördükçe heyecanlandım. Tahminimce 2 saat harcamışımdır müzede. Akabinde ayrıldım.

antikahesapmakinesi

Karbon Borsası Nedir? Karbon Ticareti?

Karbon ticareti son yıllarda popülerliği giderek artmakta olan kapitalist bir olgu. Karbon derken aslında kısaltılmış adı olarak karbon. Aslında sera gazlarına genel olarak verilen isim. Sera gazları denilince aklımıza gelen gazlar; karbondioksit, su buharı, metan, nitro oksit, ozon, hidroflorokarbon. Ancak en bilinenleri ve bu gazların ağababası karbondioksit olduğundan genel olarak karbon adı verilmiştir.

karbon-ticareti

2005 yılında KYOTO Sözleşmesinin yürürlüğe girmesi ile birlikte her ülkeye gelişmişlik düzeylerine göre karbon salınımı kotası verildi. Bu bağlamda anlaşmayı imzalayan her ülke -ki buna Türkiye de dahil- bu kotalara uymak zorunda kalıyor. Ancak sözleşme gereğince bir ülke veya o ülkedeki bir şirket karbon salınımı yapabilmek için, hakkını kullanmayan başka bir ülkenin veya şirketin hakkını satın alabiliyor. Bu böyle alınıp satılabilen bir meta olduğundan mütevellit kendi borsasını oluşturmuş durumda.

Ülkemizde Kyoto Protokolü gereği bir karbon piyasası henüz oluşmamıştır. Dünyada işlem gören gönüllü piyasaların bazılarında işlem gören firmalarımız vardır. Bu gönüllü piyasalar üzerinden karbon hakları alınıp ve satılmaktadır. Çevreye duyarlı, yenilenebilir enerji kaynakların üretilen enerjiden ekstra karbon hakkı kazanılmakta ve bu hak satılmaktadır.

Her ülkenin ve firmanın karbon üretim kapasitesi olduğu gibi, bizim de bir karbon üretim kapasitemiz vardır. Yılda ne kadar karbon ayak izi bıraktığınızı ölçmek için tıklayınız.

Çok doğru

Az önce denk geldiğim güzel bir vecizeye burada yer vermek istiyorum. Theodore Levitt’den gelsin;

Müşterinin ihtiyacı matkap değil, deliktir.

thedore

Kapatma!

Geçen hafta Gebze’ye yaptığım seyahatte gördüğüm manzara karşısında irkildim. Huzurkent Mahallesinde belediye otobüsü beklerken karşıda çok katlı bir binanın cam menfez deliklerinin kapatıldığını gördüm. Üstelik hepsinden de bir adet kombi bacası çıkmakta idi. Evet hepsinde doğalgaz kullanımı var olduğunun bir kanıtı bu! Peki olası bir sızıntı durumunda gazın dışarı tahliyesi nasıl olacaktı? Bu menfez delikleri de kapalı olduğundan düşünmek bile istemiyorum.

WP_20160328_001

WP_20160328_002

Sayfalar:1234567...39